Seden's profileAlien's Space™PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    March 02

    Rüyada Hamile Olmak

     
    Bunun anlamını bilen var mı?
     
    Yoksa ben söyleyeyim, aynı günde 2 kere "Knocked Up" izlemişsiniz.
     
    Filmdeki saftirik aşktan ve doğum sahnelerinden etkilenmemek elde değil (spoiler olmadı dimi)
     
    Benim bu filmle ilgili en beğendiğim şey,uzun süredir filmlerde tanık olmadığım "ilk el tutma durumu" oldu.Bunun nasıl bir hissiyat olduğunu unutmuşken bu film hatırlatıverdi,gerçekten çok şirin.Tavsiye ederim.Uyumadan önce kendinizi hazırlayın; sabaha karnınızda bebek yerine bilmem kaç kilo yağ var diye üzülebilirsiniz Açık ağızlı
     
    Not : Filmde "How I Met Your Mother"ın Marshall'ı da oynuyor.Gene çok sempatik tabi.
     
    March 01

    Sosyal Adam Clubber,Asosyal Adam Blogger Olur. Bloga da bekleriz efendim.

     
     
    Bloggera da yazıyorum bi'kaç saçmalık.Merak edenler burdan buyursunlar:
     
     
    (not: şimdilik spaceimi daha çok seviyorum)
     
     
     
    February 11

    Affetmek

     

    Affetmek

     

    Erdem midir?İnsan gerçekten affedebilir mi? Gün gelip ruhu daralınca o aflar nereye gider peki? Duvarlar da dar gelmeye başlar,kaldıramazsın.Aklındaki surları yıkıp geçemezsin.Affetmiştin ama değil mi,öyle olması gerekiyordu.Tek istediğin küçük bi rahatlamaydı sadece.Belki intikamla,belki bağırıp çağırarak.İçin rahat edebilirdi yüz yüze olsaydın,sonra belki affetme erdemin daim olurdu.Sen o tek başına kaldığın,aklının durduk yere sana bir sahne açarak senle dalga geçtiği zamanlarda için içini yerken bunun aslında kesinlikle değmediğini bilmek ne kadar aşağılayıcı bi histir.Hiç uğruna aklının karıncalanması,soba yanarken gelen titreme hissi geriye döndürür zamanı.Atlattığını düşündüğün o ana geri dönersin,dar gelir oda.Surları yıkıp geçmek istiyorsun,intikamını aşırı derecede mutlu olarak almak istiyorsun,fırsat hiç çıkmaz ama insanın karşısına böyle zamanlarda.Testtir senin için binevi,hiçbir ekstra olmadan yenebilme testi.Oyunlardaki gibi bonuslar gelmez gökten,koşarak zıplayarak savaşarak kendin bitirmek zorundasın o oyunu.Daha ne kadar sürer peki? Zihninin hafiflemesi,herşeyi geride bırakmak ve hatta o anılardan haz alabilmek için daha ne kadar geçmesi gerekir?Peşini ne zaman bırakırsın ihtiraslarının,bilinmiyor..bekleniyor.Yüzleşmekten gelen korkunun getirdiği titreme geçinceye kadar.

     

    November 27

    Hayattan Üstün Aşk

    Hayattan Üstün Aşk

     

      Dün ve ondan önceki gün izlediğim iki film beni fantastik aşk üzerine düşünmeye sevketti.Tam da eleştiri sınavı öncesine denk geldiği için,sanat konusunda eski Yunanlı amcalardan Platon’a hak verdim bir yere kadar.Sorguladığım şey ise batılı fantastik aşk hikayelerinin genç Türk kızlar üzerindeki etkileri oldu.Oda arkadaşım ve kadim sıra partnerim Pınar Üstadla da ufak bi kritik yapınca konu hakkında yazmak geldi içimden.

      Öncelikle,fantastik aşk terimi şu an ürettiğim bir kavram olup,batı film ve eserlerinden aşina olduğumuz aşk senaryolarına refer eder.İdeal aşktan farklı olarak,karakterler mükemmel tipler değillerdir.Gayet sıradan,zayıflıkları olan ama aynı zamanda sıradışı bir görevin parçası olan karakterlerdir.Tıpkı rüyalarımız gibi gerçeklikten uzak bir dünyada yaşarlar.Görevlerine genelde yalnız başlarlar,ama heyhat,görev esnasında ruh eşlerini bulup ayrılmaz bir çift haline gelirler.Karşılarına türlü zorluklar çıkar,fakat onlar birbirleri için yaratılmışlardır ve pes etmezler(işte en çok takıldığım nokta da budur.)Senaryo size bilimkurgu veya macera türü gibi gelmiş olabilir ama aslında bu tür aşk daha çok marjinal diyebileceğimiz filmlerde karşımıza çıkar.İzlediğim iki filmden örnek verecek olursak,”Brazil” ve “Happy Accidents” gibi.Yani fantastik aşk rüyalarımızda sahip olduğumuz gerçekliğimizi ve sıradanlığımızı,ama aynı zamanda gene rüyalara özgü sıradışılığı içeriyor.

      Platon ile olan ilgisine gelince…Platon çok eskilerde yaşamış bi eleştirmen olarak sanatı ve edebiyatı yanlış buluyor,hayal gücünün fazlasıyla kullanılmasından dolayı.Diyor ki,ilahi gerçekliğe ancak mantıkla ulaşılır,baskın duygular ve tutkular sizi zayıflığa iter;bu yüzden duygular ve tutkular mantık tarafından kontrol altında tutulmalıdır.İşte ben zayıflık noktasında katılıyorum kendilerine.Düşünün ki sabaha karşı bir rüya gördünüz uyanmak istemeyeceğiniz.Sabah oldu uyandınız ve gerçeklik birden ağır geldi.Rüyalardaki fantastik hayat sizi içine çeker ve gerçek hayata döndüğünüzde belki de hala o etkiyi üstünüzden atamamışsınızdır.Bu da insanda zayıflığa sebep olur,çünkü akıl o fantastik dünyada takılı kalmıştır.İşte bu fantastik aşk öykülerinin de insan üzerinde bıraktığı etki budur.

      Ancak şöyle bir şey vardır ki,bu aşk hikayeleri kimilerine göre daha az fantastiktir.Batılı medeniyetlerde yaşayan kızlar belki de doğu medeniyetlerinde yaşayan kızlar kadar etkilenmezler.Doğu kısmında yaşayan bir genç kızın bakış açısı daha kapalıdır.Her şeyden önce,olayların geçtiği mekana ve o senaryoyu türeten insan yapısına uzaktır.Ayrıca,doğunun katı etiği (her ne kadar son zamanlarda bir miktar elastikiyet kazanmış olsa da) batının genişliğiyle örtüşmez.Fantastik aşk hikayesi içeren bir filmde duygusal bir öpüşme sahnesi birden cinselliğe dönüştüğünde doğulu kızın adrenalin seviyesi batılı kızdan daha yüksektedir,çünkü bu cazip görünümlü durum toplumsal bir norma karşı çıkmaktadır.Durum böyle olunca,doğu kültürü etkisinde yaşayan genç Türk kızı bu sahneyi bilinçaltına gönderir.O çift duyguları en yüksek seviyede yaşamıştır,tutkularını kontrol altında tutmak zorunda kalmamıştır.Onlar bunu bilmez ama,seyirci bu iki karakterin birbiri için yaratıldığına inanır.Film izlerken beliren bu trans hali gerçekliğe dönünce tamamen son bulur mu?İşte bu aşk senaryolarının Türk kızları üzerindeki farklı etkisi burda kendini gösterir.Genç kız filmde gördüğü aşk hikayesiyle kendi hayatını kıyaslamaya girişir.Hiçbir zaman yoğun duyguları filmdeki kadar yüksek seviyelerde tatmamıştır,hiçbir zaman üçüncü bir kişi aşklarına tanık olup “siz birbiriniz için yaratılmışsınız gibi duruyor burdan” dememiştir.Filmdeki batılı erkek karakterindeki şapşallık,sıradanlık ama aynı zamanda kendi has olan karizma Türk erkeklerinde yoktur.Söyledikleri bir “fuck you” bile onları ulaşılmaz kılar.Çünkü bizim dilimizde bu kelimenin karşılığı İngilizce durduğu gibi sevimli durmaz bize.Türk kızı bir süre sonra asla fantastik aşka erişemeyeceğini anlar ve çevresindeki her tanıdık özelliklere sahip erkekte bir miktar kıroluk olduğunu düşünür.O yüzden hiçbir aşk asla gerçek aşk olmayacaktır.Bu nedenle her zaman potansiyel ve fantastik bir aşk olarak kalacaktır o senaryolar.

      Gerçek aşk mutluluğa giden tek yoldur bazen.Ona erişmek küçük yaşlarda olduğu kadar kolay olmamaya başlar.Hayatı sorguladıkça insan bu sevgi selinden biraz daha uzaklaşır.Fantastik aşk hikayeleri rüyaların bıraktığı etkiyi üzerimizde bırakarak bizlere tatminsizlik aşılar.O ikinci yarı asla bulunamayacaktır,çünkü birileri bizim için bu tür senaryolar yazmamıştır.Bu yüzden fantastik aşk gitgide hayattan üstün bir aşka dönüşüverir ruhlarımızda.

     

     

    September 08

    Kremalı Meyve Kup

     

    J Kremalı Meyve Kup J

    Yazın rehavetini hala arkamızda bırakamadığımız şu günlerde (gerçi ben şikayetçi değilim) insan hafif tatlılar istiyor.Ne o öyle supangleymiş,baklavaymış ne gerek var canım.Yapın bi meyveli kup,hafif hafif yiyin.Yalnız kendisini meyve salatasıyla karıştırmamanızı rica ederim.Kremayı kendiniz hazırlayabileceğiniz gibi,krem şanti de kullanabilirsiniz.

    Malzemeler:

    v İstediğiniz miktarda envayi çeşit meyve (şeftali,üzüm,kavun gibi yaz meyveleri tercihtir.)

    v 1 paket jöle (neyli olsun isterseniz artık)

    v Bi miktar pudra şekeri ya da 1 paket vanilin.

     

    Krema içün: (krem şanti kullanmayacaksınız)

    v 1 tepeleme çorba kaşığı un

    v 2 çay kaşığı kaşığı nişasta (bu tepeleme olmıycak,nişastayı abartmayın)

    v 2,5 çorba kaşığı şeker

    v Yarım litre süt (2,5 su bardağı)

    v 1 çay bardağı pudra şekeri

    v 1 paket vanilin

    v 50 gr. margarin

     

    Önce meyvelerin kabuklarını çıkarın,çekirdeklerini de(üzüm baya uğraştırır,çekirdeksiz bulun).Bunları pudra şekeri ya da vanilinle karıştırıp bi kenara koyun.Şimdi eski usulü sevenlerimiz için krema tarifine geçiyoruz.Malzemelerin tümünü muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişiriyoruz ve ılınmasını bekliyoruz.Ilındı mı? O zaman pudra şekeri,vanilin ve yağı karıştırın eriyene kadar.Kremadan sonra jöleyi kutudaki tarife göre hazırlıyoruz.

    Kupları alıyoruz ve en alta krema veya krem şanti,sonra meyve,sonra gene krema/krem şanti ve en son üstüne jöleyi döküyoruz.İsterseniz,içine krema kullandıysanız üstüne krema pompasıyla krem şanti döküp süsleyebilirsiniz.Veya pasta süsüyle aile fertlerinizin ismini yazabilirsiniz,ben öyle yaptım (pek tınlamadılar gerçi).Hatta illa süslicem diosanız çikolata felan da rendeleyebilirsiniz krem şanti üstüne ooh miss.Sonra da dolapta soğutup misler gibi yiyoruz.

     

    Patissera Kurabiyem

     

    J Patissera Kurabiyem J

    Bu tarif aslen Kenton kutusundan aldığım ancak kendime uyarladığımda daha güzel bulduğum bi tariftir.Yani yorumlanmış bi kenton tarifi diyin siz ona.Pastaneden o kadar para verip alacağınıza yapın evde,milleti de kendim yapıp pastanelere satıyor,ekmeğimi kazanıyorum şeklinde kafalayın.Sonra şaka len şaka demeyi ihmal etmeyin tabi,çünkü pastane kurabiyeleri sizin kurabiyelerinizin eline su dökemez.Evet gazı da verdik,şimdi malzemelere geçelim.

    Malzemeler (yaz kızım) :

    v 1 su bardağı pudra şekeri (tercihen kenton)

    v 250 gr. margarin veya tereyağı (100 gr. - 6,5 yemek kaşığından hesaplayın)

    v 2 yumurta

    v 5 yemek kaşığı un

    v 200 gr. (1 paket) buğday nişastası

    v 1 paket kabartma tozu

    v 1 paket vanilin

    v Kakaolu olsun isterseniz de 3 yemek kaşığı kakao

    Bunu yaparken gene sıralama mühimdir.Her atılan malzemenin ardından iyice karıştırmak gerekir.Evvela pudra şekeri ve yağı karıştırın (çırpma teli de olur,mikser de).Önce bir yumurtayı koyun karıştırın,sonra diğerini koyup karıştırın.Sonra sırayla nişasta koyun-karıştırın,vanilin koyun-karıştırın-kabartma tozu koyun-karıştırın.Böylece hamurunuz iyice emicek bu malzemeleri.5 yemek kaşığı unu tel süzgeçle eleyerek koyun (kakaolu yapacaksanız kakaoyu da) ve elinizle yoğurmaya başlayın.Ele yapışmayacak ama yumuşak bi kıvama gelene kadar azar azar un ekleyebilirsiniz.Bu yumuşak hamurdan kolayca toplar yapabiliyorsanız tamam demektir (o toplar çok şirin oluyo bu arada,çiğ çiğ yiyesi geliyo insanın).Bu topları yağlanmış tepsiye dizin ve önceden ısıttığınız fırında 200 derecede 15 dakika pişirin.15 dk. sonra bi kürdanı içine kobay bi kurabiyenin içine batırın,kürdan temiz çıkarsa içi pişmiştir.Afiyet bal şeker olsun,yarasınn..

    Not Not Not : Kurabiyeyi değişik şekillerde yapmak da mümkün.Mesela şam veya çam herneyse fıstığının kabuklarını soyduktan sonra döverek hamurun içine katıp fıstıklı kurabiye yapabilirsiniz.Veya hamuru ikiye bölüp yarısını kakaolu (bu durumda 1,5-2 yemek kaşığı kakao yeterli) yarısını sade yapabilirsiniz.Sky is the limit diyor ve noktalıyorum.

     

    Kıtır Kıtır Kakaolu Kurabiye

       

    J Kıtır Kıtır Kakaolu Kurabiye J

    Gene sizinle denenmiş,aile fertleri tarafından beğenilmiş,hatta ablam tarafından anında tüketilmiş, ve ısrarla tekrar tekrar istenmiş (tamam bu kadar yeter) ,kullandığım bir tarifi paylaşıcam.Yaklaşık 30-40 dk.nızı alır,yani gayet pratik bi tatlıdır.

    Malzemeler:

    v 100 gr. tereyağ veya margarin (6,5 çorba kaşığına tekabül ediyor.)

    v 75 gr. esmer veya normal toz şeker (5 çorba kaşığı)

    v 1 yımırta

    v 200 gr. un (1,5 su bardağı)

    v 25 gr. kakao (3 çorba kaşığı)

    v 1 çay kaşığı kabartma tozu

    v Dilerseniiiz :p , beyaz çikolata,dövülmüş fındık (2 çorba kaşığı) ve pudra şekeri

    Şimdi böle hamur işlerinde,anladığım kadarıyla karıştırma sırası pek bi önemli.Siz de bu sıraya riayet ediniz.Evet hemen tarife geçelim...

    Mikserle karıştıracaksanız genişçe bi kap kullanmanız tavsiye olunur.Tarifte blenderla karıştırın diyor ama ben bozduğum için mikserle veya çırpma teliyle karıştırıyorum.

    Öncelikle yağı eritin ve bekleyin de ılınsın.Sonra bunu şekerle,şeker eriyene kadar karıştırın.Yumurtayı da ekleyin ve karıştırmaya devam edin.Karıştırırken bi yandan küçük kardeşinize söyleyin unu munu hazırlasın.Ya da bırakın mikseri felan,bi telli süzgeci kabın üstüne koyup içine unu,kakaoyu ve kabartma tozunu ekleyin.Bu muhteşem üçlüyü eleyerek karışıma katın.Mikseri veya blenderı yavaşça çalıştırıp koyulaşana kadar karıştırın.Mecbur kalırsanız ellerinizle yoğurun.Ortaya enteresan parça pinçik bi hamur çıkmışsa tamam demektir.Şimdi o hamuru bütünleyip (hamur bütünlenmiyorsa biraz daha yağ ekleyebilirsiniz) cevizden büyükçe parçalar koparın ve avcunuzla şekil verin. Ya da plastik kalıplarla kalptir,yıldızdır,ne bileyim noel babadır felan o tür şekiller verin.Bu arada fırın da 190 derecede ısınmakta olsun.Sonra yağladığınız tepsiye kurabişlerinizi dizin ve üstüne beyaz çikolatanızı,fındığınızı koyup fırına verin.15 dk. sonra çıkarın.Bi kürdanı içine batırın,kürdan temizse içi pişmiştir,hamur bulaşmışsa biraz daha pişirin.Soğuyunca, sadeyse kurabiyelerinizin üstüne pudra şekeri serpiştirin.Afiyet olsun efem.

    Krep

     

    J Krep J

    Efendim,bendeniz henüz müthiş ve meşakatli yemekler üretme ve türetme ustası değilim,o yüzden sizinle kendi imalatım olmayan ancak kullandığım pratik tarifleri de paylaşıcam.Tarafımdan denenmiştir,krebi tavaya aldıktan sonra yüzünüze gözünüze bulaştırmazsanız çok güzel bi pazar kahvaltısı ya da sahur yemeği olarak kullanabilirsiniz.

    Malzemeler: (6-7 adet)

    v 250 ml. soğuk süt (1,5 abartısız bi su bardağı)

    v 100 gr. un (5 tepeleme yemek kaşığı , üşenmedim ölçtüm)

    v 2 yımırta

    v 1 çay kaşığı tuz

    v 100 gr. sıvı yağ (5-6 yemek kaşığı)

    v Harcı için kaşar rendesi/sosis,salam veya reçel...ne isterseniz onu koyabilirsiniz.

    Sütü bi kaba koyun ve diğer malzemeleri ekleyerek çırpma teli veya mikserle çırpın.Tavaya çok az sıvı yağ koyarak kızdırın ve bir kepçeyle ince bi hamur olacak kadar kaptan alıp tavaya dökün.Altının kızarmasını bekleyin ve sonra düz olan tahtadan bi mutfak aleti var ya (valla adını hatırlamıyorum şu anda) onunla altını tavadan ayırdıktan sonra dikkatlice diğer tarafını çevirin.Eğer üstündeki sıvı hamur pişmemişse tavaya dökülebilir,hemen çevirdiğiniz tarafı hamuru üstüne doğru sürükleyip hamurun emmesini sağlayın.İki tarafı da iyice pişince bi tabağa alın ve sıcakken içine kaşar rendesi veya reçel vs. malzemeler koyup afiyetle yumulun.Eğer tatlı bi hamur olmasını istiyorsanız tuz yerine şeker de koyabilirsiniz. Pudra şekerini de pişmiş krebin üstüne dökebilirsiniz,güzel olur.

     

    Müteşekkir Edit : O düz olan tahtadan bi mutfak aletinin adı Spatula imiş.İbocuma teşekkürler :D

    Ketçaplı & Nar Ekşili Sosis Kızartma

     

    J Ketçaplı & Nar Eksili SosiS Kızartma J

    Malzemeler:

    v  İstediğiniz kadar sosis (banvit piliç sosisle daha lezzetli olur)

    v  İstediğiniz kadar ketçap

    v  İstediğiniz kadar nar ekşisi

    v  Bir takım baharatlar (tercihen kimyon,kırmızı toz biber,karabiber,köri)

    v  Margarin

    Sosis kızartmayı hepimiz biliyoruz çok şükür.Bu tarifimse sosis kızartmasını daha cazip kılacak..

    Baharatları bir çay kaşığını geçmeyecek şekilde hazırlıyoruz.Sosisi az bi miktar margarinle bi güzel kızartıyoruz.Kızardıktan sonra ketçabı ve baharatları içine döküp bi süre daha karıştırarak kızartıyoruz.Tabağa alınca da üzerine nar ekşisi döküyoruz.İşte bu kadar:)

     

    Ehemmiyet Verdiğim Hususlar

    Ehemmiyet  Verdigim  Hususlar :

    Madem böyle bir blog hazırladık,mutfakta mutlu mesut yemek yapmak için bazı hatırlatmalar da yapmak gerekir.Böylece hobi haline getirebilirsiniz.

    ·         Öncelikle , yemek yaparken kullandığınız her türlü malzemeyi (kap kaçak,bardak,kaşık,cart curt) anında temizleyip kaldırmak hayati önem taşır.Kuruyup fosilleşen lekelerden ve etrafa yayılan fosil kokularından ötürü mutfağa bi daha adım atmaya tövbe edebilirsiniz.

    ·         Bi ölçü kabı almak işinizi kolaylaştırır.Bardakla yemek kaşığıyla uğraşmazsınız ve kesin sonuç alırsınız.(Ben dr. Oetker’in krem şantisinden öle bi kap aldım kendime,çingiş pembe çok şeker :P)

    ·         Meyve şekilli felan olan buz kalıplarından alın,çok güzeller ama ben hala alamadım.

    ·         Sebzeli yemek yapılcaksa,patlıcanı kabağı felan tuzla ovun ki kararıp kalmasın öyle.

    ·         Pilavda estetiğe önem veriyorsanız suyuna çok az limon suyu ve şeker katın.Bembeyaz olur böyle kar tanesi gibi.Ama bence ev ahalisine felan yapıcaksanız lüzum yok.Onlar elinizden ne olsa yer.

    ·         Soğan doğrama işkencesine yeterli çözüm bilim adamlarından henüz gelmedi ama en azından soyarken suyun altında soyun,1 dklık gözleriniz bayram etsin.Doğramadan biraz suda da bekletebilirsiniz.

    Şimdilik bu kadar ama bilgilerim arttıkça buraya da yazmaya devam edicem.Tariflerin altına internetim normale döndüğünde resim de ekliycem.Takipte kalın.

     

    Ayrıca tarifler altına yorumlar da bekliyorum...!!

    September 01

    Tears for Fears - Mad World (Çılgın Dünya)

    Tears For Fears - MAD WORLD (Donnie Darko OST)

     

    All around me are familiar faces

    -her tarafımda tanıdık yüzler-

     

    Worn out places, worn out faces

    -köhne yerler, köhne yüzler-

     

    Bright and early for their daily races

    -günlük yarışları için parlak ve erkenci-

     

    Going nowhere, going nowhere

    -gidiyorlar hiçbir yere, gidiyorlar hiçbir yere-

     

    And their tears are filling up their glasses

    -ve gözyaşları gözlüklerini dolduruyor-

     

    No expression, no expression

    -ifade yok, ifade yok-

     

    Hide my head I want to drown my sorrow

    -kafamı gömüp acımı boğmak istiyorum-

     

    No tomorrow, no tomorrow

    -yarın yok, yarın yok-

     

    CHOROUS:

    And I find it kind of funny

    -ve bunu biraz komik buluyorum...-

    I find it kind of sad

    -...biraz üzücü buluyorum-

     

    The dreams in which I'm dying

    -içindeyken öldüklerim...-

    Are the best I've ever had

    -...gördüğüm en güzel rüyalar-

     

    I find it hard to tell you

    -sana anlatmayı zor buluyorum.-

    'Cos I find it hard to take

    -çünkü bunu üstlenmek zor...-

    When people run in circles

    -...insanlar kısır döngü içerisindeyken*-

     

    It's a very, very

    Mad World

    -bu çok, çok çılgın bir dünya-

     

    Children waiting for the day they feel good

    -çocuklar iyi hissedecekleri günü bekliyorlar-

     

    Happy Birthday, Happy Birthday

    -iyi ki doğdun, iyi ki doğdun...-

     

    Made to feel the way that every child should

    -...her çocuk bilsin diye yapıldı...-

    Sit and listen, sit and listen

    -...oturup dinlemeyi, oturup dinlemeyi-

     

    Went to school and I was very nervous

    -okula gittiğimde çok heyecanlıydım-

     

    No one knew me, no one knew me

    -kimse beni tanımıyordu, kimse beni tanımıyordu-

     

    Hello teacher tell me what's my lesson

    -merhaba öğretmenim,bana dersimi anlat-

     

    Look right through me, look right through me

    -doğruca bana bak, doğruca bana bak-

     

    CHOROUS:

    And I find it kind of funny

    -ve bunu biraz komik buluyorum...-

    I find it kind of sad

    -...biraz üzücü buluyorum-

     

    The dreams in which I'm dying

    -içindeyken öldüklerim...-

    Are the best I've ever had

    -...gördüğüm en güzel rüyalar-

     

    I find it hard to tell you

    -sana anlatmayı zor buluyorum.-

    'Cos I find it hard to take

    -çünkü bunu üstlenmek zor...-

    When people run in circles

    -...insanlar kısır döngü içerisindeyken*-

     

    It's a very, very

    Mad World

    -bu çok, çok çılgın bir dünya-

     

     

    August 28

    doğaçlama bir yazı (listeye alınmayacak yazı dizisi-3)

    Doğaçlama olsun bu yazı,bir taslak kurmadan.Tekrar yazabilir miyim acaba,kelimeler akıp gider mi diye deneme amaçlı olsun bu yazı da.İnsan ne garip varlık değil mi?Bu klişelerden itiraf ediyorum ki ben de sıkıldım ama insan her yaşlandığı yılda biraz daha duruluyor sanki,biraz daha büyüyor.Evet,hala sabah kalkınca ilk işim çizgi film aramak,hala yaşam alanı oluşturduğum her yerde kıvır zıvır oyuncaklar,süs eşyaları dolu.Ama ruhunda durgunluk ve dinginlik hissediyor insan yirmilerine adım attı mı...Geçen senenin kaygıları gitmiş,yerine yenileri gelmiş.Hayatın yön alması insanı sorumluluk almaya da zorluyor,ki bundan şikayetçi olamıyorsun.Sorumsuzca bir hayattan çok daha fazlasını vadediyor çünkü gelecek yıllar.Onlara şu an yirmi yaşının bakış açısıyla bakıyorsun,gene böyle karşılayacağını sanıyorsun ama bir yaş daha yaşlanacaksın her geçen yıl ve bakış açın da biraz daha eğrilecek.Yeni beklentiler alacak eskilerin yerini.Yeni öğrendiğin şeyleri uygulamaya koyacaksın hayatında.

    İnsan belki her geçen yıl biraz daha olgunlaşıyor ama sanki bir o kadar da küçülüyor.Cesaretin kırılıyor öncelikle,yalnız kalmaya korkar oluyorsun.Artık tek kalmak daha çok sıkıyor içini,yanında iyi kötü ayırt etmeden birileri olsun istiyorsun.Uyurken bile tek olmamak,şöyle kıyak bi rüya görmek istiyorsun ki sabah hiç kalkasın gelmesin.Ama sabah kalkıyorsun tabi ve o rüya yerini gerçek,hissedilen hayatla değiştiriyor.İplerin elinde olması,kendi hayatından sorumlu olman,gördüğün yüzler,konuştuğun kelimeler daha çok gerçeklik katıyor.

    Şu an oturduğum yerin doğanın tam kucağında olmasından dolayı daha bir dinginlik var içimde.Şimdi o kalabalık şehir ortamı daha uzak geliyor bana,itiyor resmen kendinden.Akşamüstü serinliğinde-her ne kadar yarısı yanmış gitmiş olsa da Manavgat yangınıyla- şöyle bir dağlara bakmak,arada akıp giden dereye dalmak,o buz gibi canlandıran suya...Annemle eczaneden çıkıp eve yürürken kafanı sağa çevirip tarlaların ilersindeki o yüksek yeşilliklere bakarken dalıp gitmek...İnsan her ne kadar çaba sarfetse de uzaklaşamıyor işte doğadan,gene dönüp dolaşıp çekiyor kendisine.Özellikle de daha sabah olmadan balkona çıkıp günün gelişini izlemek gibisi var mı? İnsan böyle zamanlarda tek bir şeye ihtiyaç duyuyor,o da bunu paylaşacak bi sevgi,sevgili ya da yanında bir dost.Alacaksın şöyle çayları,oturacaksın çayırda bayırda,börtü böceğe aldırmadan izleyecek sonra evine gidip bi güzel uyku çekeceksin.Bazen erkek olsaydım da daha özgür olsaydım diyorum,en azından bu dediğimi yapabilecek kadar.

    Herneyse işte sabahın 05:40’ında bundan farklı bi yazı düşünülemezdi.Binevi iç döküş oldu bu yazı da ve anılar rafına kaldırılacak az sonra.

    Sone , Çeviri (W. Wordsworth)

    Dünya bizimle çok fazla,geç ve erken

    Alarak ve harcayarak,güçlerimizi boşa harcıyoruz

    Bizim olan Doğanın çok azını görürüz

    Kalplerimizi armağan ettik,çıkarcı bir iyilik!

    Göğsünü aya açan bir deniz;

    Sürekli uluyacak olan rüzgarlar,

    Ve şimdi toplanmışlar uyuyan çiçekler gibi

    Bunun için,her şey için,ahenksiziz

    Bu bizi kımıldatmaz - Yüce Tanrı! Tercih ederdim

    Eskimiş bir inancın beslediği pagan olmayı

    Bu yüzden,bu hoş çayırda durup

    Etrafa mı bakınmalıyım beni daha az ümitsiz yapabilecek olan,

    Proteus'un denizden yükselmesini izlemeli miyim

    Yoksa yaşlı Triton'un dumanlı borusuna üflemesini mi dinlemeliyim

     

     

     

    William Wordsworth's "The World is Too Much With Us; Late and Soon"

    The world is too much with us; late and soon
    Getting and spending, we lay waste our powers:
    Little we see in Nature that is ours;
    We have given our hearts away, a sordid boon!
    This Sea that bares her bosom to the moon;
    The winds that will be howling at all hours,
    And are up-gathered now like sleeping flowers;
    For this, for everything, we are out of tune;
    It moves us not. — Great God! I'd rather be
    A Pagan suckled in a creed outworn;
    So might I, standing on this pleasant lea,
    Have glimpses that would make me less forlorn;
    Have sight of Proteus rising from the sea;
    Or hear old Triton blow his wreathed horn.

     

     

    Anahtar - kurgu/öykü denemesi

    ANAHTAR

      

      18.06.19**

      Benim gibi sıradan bir adamın ancak sıradan istekleri olabilir.Bu yüzden bugünümü burada,huzur içinde geçirmeye karar verdim.Burası oldukça sakin,hayatın gürültüsünden ve karmaşasından uzak bir dağ köyü.Batıdan doğuya binbir zorlukla gelmemin tek sebebini bu huzur arayışı olarak açıklayabilirim.Binbir hikayeyle geçen altmış yedi yılımın ardından,artık kafamı biraz dinlemek sanırım benim de hakkım.
      Burayı eski bir ahbabımın fotoğraf kolleksiyonunda yüzlercesinin içinde ilk gördüğümde “işte burası” demiştim;işte olmak istediğim yer orasıydı.Şu anda bu dağ köyünün en sükûnetli yerinde oturmakta ve manzaranın keyfini çıkarmaktayım.Tam karşıya bakınca yoğun sisin ardındaki uçsuz bucaksız gibi görünen sıra dağlar benimki gibi yıpranmış gözlerle bile kolaylıkla farkedilebilir.Bu ağaçlar kuzeyin yemyeşil görüntüsüyle güneyin kurak görüntüsünün karışımı diyebilirim.Renklerin ahengi doğanın mucizesi gibi parlıyor,kızılın şehvetiyle yeşilin dinginliği buluşmuş adeta bu dağlarda.Eteklere gelince renkler biraz daha sarıya dönük bir hale geliyor.Dağın eteklerinin iki yüz metre kadar ilerisinde akan sakin dereyi görünce,dağ eteklerindeki ağaçların neden sarı olduğuna verebileceğim tek cevap,”ağaçların yapısından olsa gerek” olurdu herhalde.Nitekim botanikle pek içli dışlı olamadım bu zamana kadar,bu nedenle sebebini tam olarak kestiremiyorum.Ancak bu zıtlık içimde farklı bir heyecan uyandırmıyor da değil.Daha önce de bahsettiğim gibi,benden yaklaşık yüz elli,dağın eteklerinden iki yüz metre kadar ötede olan derenin sakinliği aradığım huzurun yansıması gibi önümden akıp gidiyor.Hatta o denli sakin ki,az sonra suyun sonunun gözükmesinden korkmuyor değilim.Neyse ki biraz önce bir köylüden kaynağın ilerideki engin dağlarda olduğunu öğrendim.Eminim derenin içinde binbir çeşit canlı vardır,büyüğünden küçüğüne.Özellikle de balıklar,buraların vazgeçilmezi olsa gerek.Benim gibi suda yaşayan her canlıya sempati duyan bir adam için bu dere hem bir neşe,hem de huzur kaynağı.Bir hafta kadar önce,bunun kadar güzel ancak bundan daha coşkun bir dereye oğlumla balık tutmaya gidişimiz geldi birden aklıma.Bu rahat hamakta sallanırken anıları tazelemek bana çok iyi gelecektir.
      Geçtiğimiz hafta oğlum haftasonu ziyaretime geldiğinde onu heyecanla karşıladım.Üç sene sonra onu ilk görüşümdü bu.Son görüşmemiz,geçirdiğim ağır hastalıktan sonra vasiyetimi yazdırmak üzere yanıma çağırmam suretiyle gerçekleşmişti.Allah vere ki,zor zar o hastalığımı da atlattım.Oğlumu görmem güç vermişti ayağa kalkmam için sanki.İyileşmemden sonra oğlum iş nedeniyle,ailesiyle beraber başka bir şehre taşınacağı haberini vermişti.Gerçi o zaman da aynı şehirde oturmuyorduk ama en azından taşınacağı şehir kadar uzağımda değildi.Bu olayın üzerinden üç yıl geçtikten sonra,yaklaşık bir hafta önce,oğlum çat kapı ziyaretime geldi.Yanında,ona üniversiteden mezuniyetinde hediye ettiğim olta takımını da getirmişti.Her zaman babası gibi usta bir balıkçı olmasını dilemiştim,bu nedenle ona balıkçılığın püf noktalarıyla beraber en kullanışlı olta takımımı da armağan etmiştim.Oğlumun pek istekli olduğu söylenemezdi belki ama,beni memnun etmek için yapsa da,balık tutma işinde hünerliydi doğrusu.Baba oğul arabaya atladığımız gibi bizim şehrin biraz dışında kalan kasabanın deresine gittik.Belirtmem gerekir ki,o derenin balıkları oldukça besili ve lezzetli olur.O gün hava bulutluydu,ancak bahar havası olduğu için önemsemedim.Daha sonra bulutlu havanın yağmura dönecek gibi olmasına rağmen,oğlumun fazla vakti olmadığından,uzun bir süre için son beraber zaman geçirme şansımızı değerlendirmek istemiştim.Nihayet derenin kenarına vardığımızda kendimize birer kaya bulup oturduk ve oltalarımızı sallayıp şansımızı beklemeye koyulduk.Beklerken sohbet etmek amacıyla ona ailesinin nasıl olduğunu sordum.

      ”Ne açıdan soruyorsun?” dedi,anlam veremediğim bir şekilde.

      ”Sadece nasıl olduğunuzu merak ettim.”dedim.

      ”Nasıl olduğumuzu mu,nasıl olduklarını mı” diye cevapladı sorumu.

      ”Ailenle hayat nasıl gidiyor?”dedim en sonunda,cümlenin ilginçliğini farkettiğim halde.

      ”Eğer onları merak ediyorsan,iyiler.Eğer beni merak ediyorsan,ben de iyiyim.Eğer hepimiz,yani hep birlikte nasılız diye merak ediyorsan,hepimiz iyiyiz.” dedi.

      ”Çok sevindim,oğlum.” dedim.

      Kafam karışmıştı,oğlumun mesafeli duruşunu hissedebiliyordum.Bakınca bunu görmek imkansızdı,çok samimi görünüyorduk,ancak ben bunu hissedebiliyordum.Beş dakika kadar bir şey konuşmadan oltalarla meşgul olduk,belki balık yeme takılır da biraz neşeleniriz umuduyla.Oğlum ani bir hareketle bana döndü ve gözlerimin içine baktı.

      ”Annemi merak ediyor musun?” diye sordu.

      Çok şaşırmış ve irkilmiştim.Böyle bir soruyu beklemiyor değildim,ancak gözlerindeki donuk bakışlar benim de kanımın donmasına sebep olmuştu.

      ”Neden soruyorsun?” diyebildim,bir müddet düşünme sürecinden sonra.

      ”Merak ediyorum.” dedi,aynı bakışları gözlerime doğrultmayı sürdürerek.

      O,gözlerimin içine bu şekilde bakarken dilim tutulmuş gibi hissediyordum,cevaplayamadım.Tutukluğumu görünce sözlerine devam etti.

      ”İnsan kaybolmasına göz yumduğu bir şeyin nerede olduğunu merak edebiliyor mu diye merak ediyorum,baba.”

       O gün ilk defa baba kelimesini kullanmıştı.O an bu kelimeyi duymamış,adeta hissetmiştim.İşitme duyumla değil,dokunma duyumla hisseder gibi,öyle bir soğuktu ki.Cevap vermem gerektiğini anladım gözlerimin içine bakmayı sürdürürken.

      ”Eğer sen anneni merak ediyorsan,ki bundan şüphem yok,emin ol ben de bir o kadar merak ediyor ve de özlüyorum.” dedim.

      Acaba tatmin oldu mu cevabımdan diye düşünmeyi sürdürürken,aynı bakışlarla karşılaştım.

      ”Bizi bırakıp,evi terketmesine sebep olduğun halde hem de...” dedi ve bakışlarını benden ayırarak dereye doğru yöneltti.

      Oğlumun mavi gözlerindeki donuklukla coşkun derenin arasındaki tezatı farkettim bir an,birkaç saniye sonra söylediği şey beynimde tekerrür etti.

      ”Bu konuyu şu anda açmanın özel bir sebebi varsa bilmek istiyorum,oğlum.”dedim.

      ”Ben bugün buraya gelirken,yolda annemin çok sevdiği kır çiçeklerini gördüm.İsterdim ki onlardan bir demet yapıp bugün anneme uzatabileydim ve isterdim ki hep beraberce o yoldan geçip buranın güzelliğinin tadını beraber çıkarabileydik.”

      “Bu onun elindeydi,olanlar için beni suçlaman yersiz,oğlum.”

      “Şunu bil ki,seni suçladığım kadar onu da suçluyorum.Ama tekrar düşününce,belki de onun yerinde olsam aynı şeyi yapardım.Benim çocuklarım,aile babasının nasıl olması gerektiğini,benim bir zamanlar bildiğimden daha iyi biliyorlar.”

      “Bu sözlerinle kalbime sancı girmesine neden oluyorsun,oğlum.”

      “Yani buzun kırılması değil de,üstüne biraz su gelince çatlaması gibi...”

      Bu sözleri söyledikten sonra olta takımını kayanın üzerine bıraktı ve ayağa kalktı.Ben de aynı şeyi yaptım,ve karşılıklı ayakta durmaya başladık.Bir sürelik sessizlikten sonra bana son olarak şunları söyledi:

      “Eğer sana iyi bir evlat olamadıysam beni affet.Sana son evlatlık görevim olarak bu anahtarı veriyorum.Bu anahtar annem evi terketmeden önce beraber yaşadığımız evin anahtarıdır.Bunca yıllık birikimimle o evi satın alabildim.Ancak ne ben orda anılarımla yaşamak istiyorum,ne de mesleğim buna müsade ediyor.Bildiğin gibi yakında ailemle beraber uzaklara taşınıyoruz.O ev artık senin,orada yaşamanı istiyorum.Belki aradan geçen yıllar seni olgunlaştırmayı başarabilmiştir,belki vicdan muhasebesi yapacak konuma gelmişsindir.Bu anahtarı kabul edersen,seni her şey için affettiğimi,hatta oğlun olmaktan gurur duyduğumu söyleyerek buradan ayrılacağım.Biliyorum ki sen kötü bir insan değilsin,ancak bazı şeyleri kendine itiraf etmen gerekiyor,baba.”

      O anahtarı aldım ve cebime koydum.Ancak şunu söylemek istiyorum ki,bunu oğlumun affına sığındığım veya gurur duyulan bir baba olma arzumdan değil,oğlumun söylediklerini kalbimde hissettiğim için yaptım.Bir vicdan muhasebesine gerçekten ihtiyacım vardı belki de.Belki o evde,benliğimi ve ailemi tekrar bulabilirdim.Anahtarı kabul ettikten sonra oğlumla sarılarak ayrıldık.
      Bu olaydan sonra, anahtarı kullanma fırsatını yakalayamadan içimde bir huzur bulma isteği duydum.Buna bir hazırlık aşaması mı,olgunlaşma süreci mi demeli bilmiyorum ama,bir şeyler beni buraya sürükledi.Şu an bu huzuru bozan tek şey varsa o da kafamın etrafında dönüp duran küçücük sineklerdir.Onları ellerimle savmaya çalışmama rağmen,ben kovdukça dahası geliyor.Bu kadar çok sineği daha önce hiç bir arada görmemiştim.Derenin huzurlu şırıltısına karışan şu vızıltılar da olmasa...


      23.06.19**

      Burası aslında sakin bir mahalledir.Oynarken bağrışan çocukları hesaba katmazsak,genelde ne kavga görülür,ne çığlıklar duyulur.Güzel sesli kuşların ziyaret etmekten hoşlandığı bir mahalledir bu yüzden.Buranın sakinleri ermiş değildir elbette,arada bir evlerde tatsızlıkların çıktığı dolaşır bazen dillerde ama herkes sessiz sedasız halleder sorunlarını içlerinde.Trajedilere tanıklık etmeye alışkın olmayan mahallemiz,bu sabah diğer sabahlarınkinden farklı bir manzaraya şahit oldu.

      Mahalleli,etrafın sessizliğini bozan ambulans sesiyle irkilmiş,pencerelere koşuşmuştu.Apartmandan çıkarılan bizim yaşlı amcaydı.İçim parçalandı onu öyle görünce.
      Amca sakin bir adamdı,evinden pek çıkmazdı.Hakkında fazla bir şey de bilmezdik,ancak kulağımıza dedikodular gelmedi değil.Nerden diye sorulmaz,dedikodu işte,bir şekilde yayılır böyle küçük yerlerde.Polisi de gördük bir süre sonra,kimi kimsesi olmadığından rapor tutacaklardı.Apartmanın önünde bilgi alabilecekleri birini ararlarken,ben birkaç şey bildiğimden yardımcı olayım dedim.Bu bildiklerim söylentilere dayanıyor aslında,amcayla pek hoşbeş etmişliğimiz yoktu.Hoş,başkasıyla oturup konuşurken de görmedim onu pek.Arada bir tek başına bi yerlere gider,sonra gene gelir pencerenin önünde oturup etrafı izlerdi.

      Amca buralarda hepimizden eskidir,on beş senedir burada oturuyormuş.O yüzden söylentiler bu süre içerisinde yayılmış herhalde.Bildiğim kadarıyla,amca buraya oğlunu trafik kazasında kaybettikten sonra taşınmış.Zavallım,görev icabı başka bir şehre giderken,ailesiyle birlikte kamyonun altında kalıvermişler.Ama işin tuhaf kısmı,amca burada daha önceden de otururmuş.On sene sonra tekrar taşındı derler.Nedendir ben bilmem,benim bildiğim bunlardan ibaret.

      Apartmanın kapıcısından da bugüne dair biraz bilgi alabildim.Kapıcı kadın dört gündür amcanın zilini çalıyormuş bir ihtiyacı var mı diye sormak için.Dört gün kimse kapıyı açmayınca bir yere gitti herhalde diye düşünmüş.Sonra bizim komşuyla konuşmuşlar,kimse amcayı bir yere giderken görmediğini söylemiş.Beşinci gün de kapı açılmayınca bizim kadın bir de dışardan bakayım demiş.Pencerenin açık olduğunu görünce iyicene işkillenmiş.Burada haziran biraz geç başlar,ondan geceleri ve kuşluk vakti ayaz olur.Yaşlı adam niye pencereyi soğukta açık bıraksın diye düşünürken kadının içine korku saplanmış,polisi çağırmaya karar vermiş.Polis bu sabah geldiğinde kapıyı açmaya çalışmış,bir türlü kilidi kırıp girememişler.Çilingir çağırılmış,o da ben bundan anahtar yapamam,bu tür kilitlerden kalmadı artık,demiş.Nalet,eski meski ama öyle de sağlammış ki,iki saat uğraştırmış.Sonunda polislerden biri silahını çekip kilidi kırmış.İçeri girdiklerinde ne görsünler,amca küvette öyle cansız cansız çırılçıplak uzanıyormuş.Bir tek boynunda kolye gibi bir şey varmış,ucunda da eski tip bir anahtar.Anahtarın arkasında başka bir erkek ismi yazıyormuş...

     

    A. Seden AKTÜRK

    January 24

    Nemo Me Impune Lacessit

    O kadar ugrastım yazana kadar. buraya koymazsam olmaz demi..Bizi arastirmaya yönelten Sükrü Hocaya kütüphanede geçen umutsuz anlar,googleda geçen delirtici saatler için tesekkürlerimi arz ederim :) sonunda ben de montresor oldum çıktım.
     
     
     
     

    A Psychological Occurance of Montresor as an Obsession of Revenge With Impunity in Edgar Allen Poe's "The Cask of Amontillado"

     

     

       Edgar Allen Poe is an American short story writer,poet and literary critic.His famous short stories are based on not only horrific events,but also on psychological distortations as in "The Cask of Amontillado".In his literary critic on short story writing style,he says a short story should turn around a central event and all the other things must have use for that main point.In this short story,his main point is the result of obsession of revenge with impunity and all the other actions serve for the protagonist's punishment against provoking.Poe uses the elements of symbolism generously and for this purpose,he benefits from mythology.He uses Dionysos,the god of wine,to define Montresor's inner self.He uses the feast for Dionysos,the time when people get crazy and can get revenge in that chaos,to justify the murder.All his methods -symbolism,irony,pun,foreshadowing,etc.- create the subject; the psychological obsession for revenge which occurs by coming up against an indignity and having the feeling inside by not making victim's personality felt.

     

     

       We have a mad protagonist named Montresor and a drunk antagonist named Fortunado,which means luck-adverse to his bitter end.Montresor begins his story by mentioning to an unknown person/thing about a vow of revenge for the insult of Fortunado.Planningly,in the feast time for Dionysos,Montresor takes Fortunado to his underground cellar by saying he'll take him at where the famous wine Amontillado is present.They have conversation including foreshadowings,ironies and puns.Drunk Fortunado gets aware of his tragic occasion only when he's walled up by Montresor among Montresor's family catacombs.With this horrible scene and murder style,we see how grim the mankind can be when they feel offended psychologically.

     

     

      In the story,we're not able to find any specific sign proving Montresor's being insane.However,from the symbols,narrating style and the bitter end,it's not hard to label the protagonist as a mad person."Unable to find a logical explanation of Montresor's hatred for Fortunato, most commentators conclude that Montresor is insane.Such interpretation, however, seems to make certain details in the elaborate structure of the story unnecessary and this, in turn, goes against Poe's approach to composition."¹ rightly states Baraban.In addition,the dialogues including foxy implications help reader making guesses about Montresor's inner man.For instance,when Fortunado asks The Montressors' motto Montresor replies him,"Nemo me impune lacessit" or in translation, "Nobody provokes me without punishment" and with using that expression he reflects his intention in an almost friendly manner.These signals indicates about his insane and untrustworthy nature.It's nearly clear that the protagonist is insane.Besides,psychological occurances have many types and the Montresor's mental illness has the characteristics of obsession.This obsession's degree is so high that it drives him killing the one who insults upon him with a quite extreme method and without hesitation - except from the session in the end that he feels worried for a moment when he becomes aware of the thing he has done.Obsession has the same kinds of motivation argued by criminals in any terrene crime (envy,revenge,prejudice,sadism).In the highest degree of obsession,the person does some actions unconciously to his/her victim during the crisis of mind.After the job is done,he/she doesn't remember anything or remembers it with great regret².The readers watch the portrait of old Montresor confessing his action after half of a century.This confession also indicates his regret although many years passed after the terrible murder.His regret is related to his obsession of getting revenge without punishment that nobody but him punishes himself by making him remember the event throughout his life.

     

     

      These obsessions making Montresor avenger and insane also creates a theme of the story as "sense of rightfullness" which refers to get the honour back with revenge by putting the violence second place and the reason first place.Moreover,as Levent Mete suggests on the basis of Erich Fromm's thesis,it's the weak one's way out and this sense of revenge is the opposite of productivity³.In this short story,with the main character's actions,Poe's deep signs show us that this story is more than a horror and murder story when the stones are placed in.

     

     

        References

     

     

      ¹ http://en.wikipedia.org/wiki/The_cask_of_amontillado - Baraban, Elena V. "The Motive for Murder in 'The Cask of Amontillado' by Edgar Allan Poe." collected in Rocky Mountain E-Review of Language and Literature. Volume 58, Number 2. Fall 2004.

     

     

      ² http://en.wikipedia.org/wiki/Obsession_%28Spiritism%29

     

     

      ³ http://www.afl.org.tr/mezun/e_bulten/2005/temmuz/leventmete.htm

     

     

     

    December 16

    The Cure - Love Song (Aşk Şarkısı)

    Love Song

    by The Cure

    whenever i'm alone with you you make me feel like i am home again whnever i'm alone with you you make me feel like i am whole again whenever i'm alone with you you make me feel like i am young again whenever i'm alone with you you make me feel like i am fun again however far away i will always love you however long i stay i will always love you whatever words i say i will always love you i will always love you whenever i'm alone with you you make me feel like i am free again whenever i'm alone with you you make me feel like i am clean again however far away i will always love you however long i stay i will always love you whatever words i say i will always love you i will always love you

    ne zaman seninle yalnız olsam, beni gene evimdeymiş gibi hissettiriyorsun

    ne zaman seninle yalnız olsam , beni gene tammışım gibi hissettiriyorsun

    be zaman seninle yalnız olsam , beni bene gençmişim gibi hissettiriyorsun

    ne zaman seninle yalnız olsam , beni gene eğleniyormuşum gibi hissettiriyorsun

    ne kadar uzak olursa olsun , seni her zaman seveceğim

    ne kadar yaşarsam yaşayayım, seni her zaman seveceğim

    ne dersem diyeyim , seni her zaman seveceğim

    seni her zaman seveceğim

    ne zaman seninle yalnız olsam , beni gene özgürmüşüm gibi hissettiriyorsun

    ne zaman seninle yalnız olsam , beni gene temizmişim gibi hissettiriyorsun

    ne kadar uzak olursa olsun , seni her zaman seveceğim

    ne kadar yaşarsam yaşayayım , seni her zaman seveceğim

    ne dersem diyeyim , seni her zaman seveceğim

    seni her zaman seveceğim

     

     

    August 31

    Lost Highway Filmini Çözdüm ...!

     Lost highwayi üçe bölenler , dörde bölenler var.ona onbeşe bölmek te mümkün.ama ana hatlarıyla ele alırsak ben lost highway i 2ye böldüm.tabi benim açıklamam diğerlerinden daha dahiyane olmayabilir,ama yönetmenin bize vermek istediği mesajdaki gibi,ben kendime göre olan çözümü sunuyorum.

    Fred cinayeti işledikte sonra "Renee" diye bağırınca yüzüne polisler tarafından bir yumruk yiyor.Bu polisler,daha önce evine gelmiş olan polisler aynı zamanda.Ayrıca "Renee" diye bağırırken gelen efektlere bakacak olursak gene bir bilinçaltı efektiyle karşı karşıyayız. Diyeceğim o ki,Fred cinayeti işleme nedenleri ve işledikten sonraki ruh haliyle kurduğu hayaller olarak 2 farklı hayal görüyor.Birincisini polislerin yanında otururken hayal ediyor.Bu hayal "Dick Laurent is dead" ile başlıyor.O sırada dick laurent onun için herşeyin sebebi,bir günah keçisi.Ve bu adamın kim olduğunu merak ediyor.Aynı zamanda hayali kamera devreye giriyor,bu kameranın onu sürekli izlediği yansıyor hayaline.Bu ilk bölümde gerçek ve hayal birbirine geçmiş durumda.Efektlere göre ne gerçek ne hayal biraz olsun çıkartabiliriz.Örneğin "Andy" karakteri gerçek ama partisinde olanlar hayal ürünü.Polisler hayal ürünü,o an bulunduğu yerdeki adamlar hayaline girmiş durumda.Bu ilk hayalde kafası , nerden tanıdığını bilemediği insanlar yüzünden bir hayli karışıyor.Ama onlar onun hayatının bir parçası halinde.Örneğin cinayeti işlemeye mystery man ile gidiyor.Duvardaki 2 farklı gölgeden bunu çıkarabiliriz.Cinayete işlerken kafası öyle başka bir alemdeydi ki,bunu ancak kameraya çekilmiş şekilde hatırlayabiliyor.Daha sonra cinayeti işleme sebeplerini kendi kafasında sıraladıktan sonra,artık çıkmaza girdiği 2. bölümde,hücresinde tekrar halisünasyonlar başlıyor.Ama burda farklı olan şey,bu sefer uyanık olması ve ara sıra görüntülerin gidip gelmesi.Bunu da efektlerden anlayabiliriz.Özellikle Pete'in tavana baktığı sahnelerde,bilinç ve bilinçaltı arasında geliş gidişler olduğunu,çok fazla çıkmaza girdiğini görüyoruz.Bu 2. bölümde ise,kendini çok farklı biri olarak hayal edip,daha doğrusu farklı bir karakterden (sevilen,beğenilen,yatakta iyi olan,konuşurken zorluk çekmeyen,kendine güvenli ve sade bir hayatı olan birisi) yardım alarak,bulmacayı çözmeye başlıyor.Geçiş sahnesindeki görüntüde bir beyin ve o beynin içinden çıkan cinayet sahnesi görüyoruz.Bu da beyinde kişiliğin ikiye bölündüğünü gösteriyor bize.Bu 2. bölümde artık kendi hayatından soyutlanmış,kendisiyle ilgisi olmayan bir adam çıkıyor karşımıza.Ancak ortak noktaları,Fred'in tanımadığı ancak her şeyin sebebi olarak gördüğü insanları Pete'in tanıması.Bu yüzden adım adım,o cinayet sebeplerine bir anlam veriyor.Ancak bu sefer gene bir karmaşaya giriyor,o da , bu hayalde cinayet hedefi karısı değil,dick laurent (mr.eddy) olması.bu 2. hayalde , karısını öldürmenin verdiği bir vicdan azabı ve hala onu isteme arzusu baş gösteriyor.Ve onun bambaşka iki karakteriyle beraber oluyor,Sheila (iyi taraf,onu sevme nedeni) ve Alice (şeytani taraf,onun peşinden sürüklenme nedeni,cazibe).Bu bölümde gene mystery man kendini gösteriyor ve ona "doğuda,uzak doğuda,bir adam ölüme mahkum edildiğinde onu kaçamayacağı bir yere gönderirler.böylece kurşunun ne zaman gelip onu hedef alacağını bilemez" diyor.böylelikle kendine bir de uyarı vermiş oluyor.olaylar çığrından çıkmaya ve bilmece çözülmeye başlayınca,karısını artık asla elde edemeyeceğini anlıyor ve alice in "you'll never have me" sözüyle kendisinin farkına varıyor.mystery man (ölümün sembolü) ona bu sefer dick laurent için yardım ediyor ve sorun ortadan kalkmış oluyor.çok fazla karıştığının farkındayım ama bir sıraya koymak imkansız,bunu 2 bölüm olarak ifade etmek karmaşayı minimuma indiriyor.benim en çok takıldığım nokta olan baştaki dick laurent is dead ile sondaki dick laurent is dead idi.şimdi evdeyken hayale başlasa,bu sefer diğer hayali hücrede görmesi anlamsızlaşıyor.veya filmin başındaki sahneden hücrede olduğunu anlıyoruz ama eğer bütün hayali hücrede görüyorsa,karısını öldürme sebebinden bi haber olmaması lazım..gene karıştı evet,yani sonundan doğru yola çıkınca bir anlam çıkıyor ancak başından doğru bakarsak (hücrede,ancak kendini evde sanması) gene olay çıkmaza giriyor.Eğer hepsini hücrede hayal ettiyse,hiç birşeyin gerçek olmadığını da düşünebiliriz 2 saat boyunca izlediklerimizden.Ancak bir de şöyle bir şey var, kendisinin söylediği "olayları kendime göre hatırlamayı severim,yani benim hatırladıklarım yaşandığı gibi olması gerekmez" sözü nedeniyle,gerçekle hayalin iç içe olduğu ve en azından 1. bölümde yaşanmış olan sahnelerin var olduğunu gösteriyor.hayalinde ise bu yaşanmış sahneler ve gerçek harmanlanıyor ve ortaya bir işkembe çorbası çıkıyor.

    Ayrıca kayıp otobanda ilerleyişi bir yazıda okuduğum gibi zora girdiği için bir kaçış değil,nereye gideceğini bilememesinden kaynaklanan girdiği bir yoldur.

    ör: pete i bulmaya giderken

    Alice e nereye gidiyoruz alice? derken

    polislerden kaçarken..

    benim anlatacaklarım bu kadar.nitekim bu flm sonsuza kadar anlamlandıralamayacak,belki biraz yaklaşılabilecek film olma kategorisinde 1. sırada..

     
     
    August 29

    Lou Reed - This Magic Moment (Bu Sihirli An) Lost Highway Ost.

     
     
     
    Lou Reed - This Magic Moment (Bu Sihirli An)
     
      
    This magic moment
    (Bu sihirli an)
    So different and so new
    (çok farklı ve çok yeni)
    Was like any other
    (daha önce diğerleri gibiydi)
    Until I met you
    (seni tanıyana kadar)
    And then it happened
    (ve sonra o gerçekleşti)
    It took me by suprise
    (şans eseri beni ele geçirdi)
    I knew that you felt it too
    (onu senin de hissetiğini biliyordum)
    I could see it by the look in your eyes
    (gözlerindeki bakıştan onu görebiliyordum)
     
    Sweeter than wine
    (şaraptan daha tatlı)
    Softer than a summer's night
    (bir yaz akşamından daha ılık)
    Everything I want, I have
    (her istediğime kavuşuyorum)
    Whenever I hold you tight
    (ne zaman sana sımsıkı sarılsam)
     
    This magic moment,
    (bu sihirli an)
    While your lips are close to mine,
    (dudakların benimkine yakın olunca)
    Will last forever,
    (her zaman devam edecek)
    Forever, 'til the end of time
    (her zaman,sonsuzluğa kadar)
     
    So why won't you dance with me?
    (öyleyse neden benimle dans etmeyesin?)
    Why won't you dance with me?
    (neden benimle dansetmeyesin?)
     
    This magic moment
    (bu sihirli an)
    So different and so new
    (çok farklı ve çok yeni)
    Was like any other
    (daha önce diğerleri gibiydi)
    Until I met you
    (seni tanıyana kadar)
     
    And then it happened
    (ve sonra o gerçekleşti)
    It took me by suprise
    (beni şans eseri ele geçirdi)
    I knew that you felt it too
    (senin de onu hissettiğini biliyordum)
    I could see it by the look in your eyes
    (gözlerindeki bakıştan onu görebiliyordum)
     
    Sweeter than wine
    (şaraptan daha tatlı)
    Softer than a summer's night
    (bir yaz akşamından daha ılık)
    Everything I want, I have
    (her istediğime kavuşuyorum)
    Whenever I hold you tight
    (ne zaman sana sımsıkı sarılsam)
     
    This magic Moment
    (Bu sihirli an)
    Sweeter than wine
    (şaraptan daha tatlı)
    Softer than a summer's night
    (bir yaz akşamından daha ılık)
    So please,baby
    (o yüzden,bebeğim lütfen)
    So please
    (O yüzden,lütfen)
    Save the last dance for me
    (Son dansı bana sakla) 

    David Bowie - I'm Deranged (Aklımı Kaçırdım) Lost Highway Ost.

     
     
    David Bowie - I'm Deranged (Aklımı Kaçırdım)
     
    Funny how secrets travel
    (sırların nasıl gezindiği gülünç)
    I'd start to believe if I were to bleed
    (eğer kanamam gerekseydi,inanmaya başlayabilirdim)
    Thin skies, the man chains his hands held high
    (ince bulutlar,adam ellerini yukarda tutarak kenetler)
    Cruise me blond
    (gezdir beni sarışın)
    Cruise me babe
    (gezdir beni bebek)
    A blond belief beyond beyond beyond
    (bir sarışına güvenden ötede ötede ötede)
    No return No return
    (dönüş yok , dönüş yok)
     
    I'm deranged
    (aklımı kaçırdım)
    Deranged my love
    (kaçırdım aşkım)
    I'm deranged down down down
    (aklımı kaçırdım,batıyorum batıyorum batıyorum)
    So cruise me babe cruise me baby
    (o yüzden gezdir beni bebek gezdir beni bebeğim)
     
    CHORUS
      And the rain sets in
    (ve yağmur başlar)
      It's the angel-man
    (bu melek-adam)
      I'm deranged
    (aklımı kaçırdım)
     
     
    Cruise me cruise me cruise me babe
    (gezdir beni gezdir beni gezdir beni bebek)
    The clutch of life and the fist of love
    (hayat kavramı ve ilk aşk)
    Over your head
    (kafanın üstünde)
    Big deal Salaam
    (önemli mesele Salaam*)
    Be real deranged Salaam
    (gerçek ol aklını kaçırmış Salaam*)
    Before we reel
    (biz gerçek olmadan önce)
    I'm deranged
    (aklımı kaçırdım)
     
    Salaam* =Anlamı Arapça "Selam" diye geçiyor ama burda ne anlama gelebilir kestiremedim..
     

    Rammstein - Heirate Mich (Evlen Benimle) Lost Highway Ost.

     
     
    Rammstein - Heirate Mich (Evlen Benimle)
     
    Man sieht ihn um die Kirche schleichen
    seit einem Jahr ist er allein
    Die Trauer nahm ihm alle Sinne
    schläft jede Nacht bei ihrem Stein
     
    [People see him creeping around the church
    (insanlar onu kilise etrafında gezinirken görür)
    he's been alone for a year
    (bir yıldır yalnız yaşıyor)
    The sadness took away all his senses
    (keder ondan bütün hislerini çaldı)
    he sleeps every night by her stone
    (her gece onun mezarının yanında uyur) ]
     
    Dort bei den Glocken schläft ein Stein
    und ich alleine kann ihn lesen
    und auf dem Zaun der rote Hahn
    ist seiner Zeit dein Herz gewesen
     
    [by the bells there sleeps a stone
    (çanların orada bir mezar yatar)
    and I alone can read it
    (ve onu tek başıma okuyabilirim)
    and on the fence, the red rooster
    (ve çitin üzerinde kırmızı horoz)
    who was your heart at that time
    (o anda senin kalbin olan)  ]
     
    Die Furcht auf diesen Zaun gespiesst
    geh ich nun graben jede Nacht
    zu sehen was noch übrig ist
    von dem Gesicht das mir gelacht
     
    [fear speared on that fence
    (korku,o çitin üzerine saplandı)
    I now go digging every night
    (artık her gece kazmaya gidiyorum)
    to see what's left
    (ne kaldığını görmek için)
    of the face that smiled for me
    (bana gülümseyen o yüzden) ]
     
    Dort bei den Glocken verbring ich die Nacht
    dort zwischen Schnecken ein einsames Tier
    tagsüber lauf ich der Nacht hinterher
    zum zweitenmal entkommst du mir
     
    [There by the bells I spend the night
    (çanların orada geceyi geçiriyorum)
    There between snails, a lonely animal
    (yılanların arasında,yalnız bir hayvan)
    during the day i run after the night
    (gün boyunca gecenin ardından koşuyorum)
    you escape me for the second time
    (sen benden ikinci kez kaçıyorsun) ]
     
    Heirate mich
    [marry me (evlen benimle) ]
     
    Mit meinen Händen grab ich tief
    zu finden was ich so vermisst
    und als der Mond im schönsten Kleid
    hab deinen kalten Mund geküsst
     
    [with my hands i dig deep
    (ellerimle derince kazıyorum)
    to find what i miss so much
    (çok özlediğim şeyi bulmak için)
    and as the moon was in its most beautiful dress
    (ve ay en güzel halini alınca)
    i kissed your cold lips
    (soğuk dudaklarını öptüm) ]
     
    Ich nehm dich zärtlich in den Arm
    doch deine Haut reisst wie Papier
    und Teile fallen von dir ab
    zum zweitenmal entkommst du mir
     
    [I take you tenderly by the arm
    (narince kolundan tutuyorum)
    but your skin rips like paper
    (ama derin bir kağıt gibi yırtılıyor)
    and parts fall down from you
    (ve bütün vücut parçaların düşüyor)
    you escape me for the second time
    (benden ikinci kez kaçıyorsun) ]

    Dort bei den Glocken verbring ich die Nacht
    dort zwischen Schnecken ein einsames Tier
    tagsüber lauf ich der Nacht hinterher
    zum zweitenmal entkommst du mir ***
     
    Heirate mich ***
     
    So nehm ich was noch übrig ist
    die Nacht ist heiss und wir sind nackt
    zum Fluch der Hahn den Morgen grüsst
    ich hab den Kopf ihm abgehackt
     
    [So I take what's left
    (sonra senden geri kalanları alıyorum)
    the night is hot
    (gece sıcak)
    And we are naked
    (ve biz çıplağız)
    cursedly the rooster greets the morning
    (Horoz, lanetli bir şekilde, günü karşılıyor)
    I´ve hacked off his head
    (kafasını kestim)